27/12/2009 ·
Yapraklar döküldü, rüzgarlar bir o yana, bir bu yana savurdu acımasızca.Fırtınalar dindi, yağmurlar yağıyor durmadan bardaktan boşanırcasına.Şimdi ayaz zamanı.Kar gelecek ardından ve fırtınalardan yağmurlardan arta kalanların üstünü örtecek.Huzurla o güzelim beyazlığı seyredeceğiz.İlk kez büyük bir özlemle karın bir an önce yağmasını diliyorum.Her sabah uyandığımda benim için açılan perdeden gökyüzüne bakıyorum umutla.Pencereye koşmamı gerektirecek bir şey söylemiyor bulutlar.Bahçedeki ıspanaklara bakıyorum bazen, öyle mahsunlar ki, ayaz bozkır gecelerinde korunmasız öyle titriyorlar.O kadar zarif ve kırılganlar ki elimi dokunsam yeşil bir su olacaklar adeta.Güneşten yoksun büyüyebilmeleri mümkün değil.Kar da beyaz örtüsünü örtüp onları ısıtmakta oldukça gecikti.Şaşkınlıkla bakıyorum hayatta kalmak için inatla direnişlerine, sanki çok sağlam ıspanaklarmış gibi yapraklarını etrafa yaymalarına...
Oysa mevsimler değişti,bildiğimizi umduğumuzu göremiyoruz, ters yüz oldu inandıklarımız.Çetin geçecek kış habercisi ayvalar ne çoktu oysa. Hala yağmur yağıyor aralıklarla...
22/12/2009 ·
Tutunmak istiyorsun birşeye,umudetmek, ucundan kıyısından sadece...Ancak insan hayatı boyunca öyle alışıyor ki, dik durmaya, kendine sarılmaya. Ne kadar isterse istesin onu da beceremiyor.Yorulma lüksün yok.Yıkılana kadar öyle kalmaya mahkumsun.
Elinde kalan sadece renklerin. Kalemin, fırçan, tuvalin belki anlar seni...
Yorum (yok) Yorum yaz!
20/12/2009 ·
İnsan beyninin de telefon gibi, açma-kapama düğmesi olsa.Geçici olarak kapsama alanı dışında kalsa... Ulaşılamasa kendi tarafından bile, taaaki açmaya programladığı ana dek.Tıpkı maçlar sırasında verilen süreli molalar gibi.Ne güzel olurdu değil mi?
Sanatçılar hayal eder, bilim adamları da gerçekleştirmek için çalışırmış. Kimbilir bir gün bu da gerçekleşir.
Yorum (yok) Yorum yaz!
15/12/2009 ·
Bir arkadaşın beyne format atma isteği ile ilgili yazısı , sürekli dayatılan ''unutmak gerekir'' dantellerine götürdü beni.O, bu yazıyı okuyunca eminim gülümseyecek, ama ne dediğimi anlayacak.Çünkü ben başka telden çalacağım.
Vücudumuz neye ihtiyaç duyarsa bizden talep eder.Ne kadar direnirsek direnelim istediklerini ya yaptırır ya da iflas eder.Bu direnmeleri ve iflası yakından yaşayan biri olarak böyle olduğuna eminim.Ne zaman otlara saldırsam E vitamini dolayısiyle A vitamini eksikliği olduğunu bilirim ki kanıtlanır bu bana.Bugünlerde çok süt içiyorum örneğin, test yapılsa kalsiyum ya da başka birşey eksiktir kesin.
Eğer gerçekten unutmak isterse insan, beyin onu siz tekrar hatırlamak isteyene kadar güzelce siler.Herhangi birşey size hatırlatsa da beğenmezsseniz yine eski yerine rahatça gönderebilirsiniz.Bilmiyorum benim sistem bu konuda çok mu iyi işliyor.İnsan acılarını da sevebilir, onlardan vazgeçmek istemeyebilir.Bu onu kahrediyor anlamına gelmez .Çok sevdiğim yitirdiğim annemi hatırlamak beni niye kahretsin ki?Hele de güzel anıları neden ve hangi saçma sebeple silip yokedelim. Bizi mutlu etmişse ,hatırladığımızda gülümseyebiliyorsak yıllar sonra bile, kime ne zararı dokunabilir ki.Hayat dümdüz müdür, sadece iyi şeyler olsun.Paylaşılan anların güzelliğini hangi acımasız kayıt silmeye muktedirdir.
Hepinizin başına gelmiştir.Bir arkadaşınız yıllar sonra size senli benli, -cığımla sarılır.Siz öyle bakarsınız.Hafızanızdan hiçbir uyarı gelmez.Ya da geçmişte sizi haketmediğiniz şekilde üzmüş birini gördüğünüzde canınız sıkılır, nerden çıktı bu şimdi karşıma diye homurdanırsınız.Arkanızı döner dönmez, geldiği yere çoktan gitmiştir beyninizde.Hiç unutamadıklarınız, gördüğünüzde mutlu olduklarınız, ortak anılarınızdan bahsedebildiklerinizi ise bilerek ve isteyerek tutmuşsunuzdur hafızanızda.Beyin kendini muhteşem koruyan bir sistemdir.Yazdıklarımın bilimsellikle ilgisi yok tabi ki, tamamen kişisel görüş.''Gidene uğurlar olsun, kalan sağlar bizimdir''.Böyle bir söz mü vardı, benmi uydurdum bilmiyorum.Ancak beynin bunu çok güzel uyguladığından eminim.
Kredisini bitirenler, limitini tepe tepe kullanıp dolduranlar unutulmayı hakedenlerdir.Hala tutuyorsanız, bu sadece sorularınızın cevabını bilmediğinizdendir.Bilmek istiyor musunuz gerçekten o da var.
Otuzdört yıllık arkadaşım günlerdir ölüm döşeğinde.Hayati riski büyük olduğu için bakıcıya güvenilemiyor.Kim bekliyor nöbetleşe onu biliyormusunuz, arkadaşları, arkadaşlarımız.Yılların süzgecinden geçip gelmiş güzel insanları unutmak ne mümkün.İyi ki tanıdım onları.Hayat bizi bir yerlere savurmuşsa da, dilerim oldukları yerde mutlu yaşarlar.Ben inatla onları sevmeye devam edeceğim çünkü hakediyorlar.Unutmak istediklerimi ise hatırlamıyorum bile.Beynimi seviyorum, tıpkı saçlarım gibi biraz karışık ama aynaya bakınca düzeliyor.
Yorum (yok) Yorum yaz!
14/12/2009 ·
Derler ki; hiç bir anne-baba bir evladını diğerinden ayırmaz.
Böyle midir gerçekten de, ayırmaz mı? Hayata karşı dik duramayan çocuğunu daima desteklediği, ödediği bedellerden habersiz sağlam duranı ise görmezden geldiği çevremizde binlerce örnekle sabit. Peki neden bu yalanı söyler bu koskocaman insanlar?
Destekle hayatını sürdürmeye alışmış bir evladın onlar gittikten sonra ortada kalacağını daha perişan olacağını bilmezler mi? O zaman ne olacak sorusunu kendilerine hiç sormazlar mı? Onlara hayata karşı nasıl daha dirençli olunabileceğini öğretmeleri yerine neden bu kolay yolu seçerler? Daha önce ittiği , ''Sen başının çaresine bakıyorsun'' dediği evladına bırakmazlar mı geriye bu sorumluluğu? Neden güçlüyü yere yıkmak için bu kadar çaba? O hiç saçlarının okşanmasını istemez mi?Bir gün dizine yatıp derdini anlatmak istemez mi? Büyüklerin arzularını istedikleri şekilde yerine getiren , mızmızlanmayan, yoku var eden, çocuklar bir kez olsun ''Seni seviyorum yavrum'' denmesini istemezler mi? Hiç ''Korkma ben ardındayım, yanındayım'' denmesini arzu etmezler mi?
Ben cevapları , üstelik ''önce çocuklarım'' diyen bir anneyken bile hayatım boyunca bulamadım.Bir sebebi olmalı, anlamak istiyorum, yanlış ben de mi?
Yorum (yok) Yorum yaz!
« Önceki ::