2/12/2009 ·
Bayanlar teknoloji özürlüdür, çünkü:
Kullanabildiği, onarabildiği her makine, araç üstüne kalır.Artık onun kullanımı onarımı bakımı bayanındır.Diğer ev halkı nedense bu işlerden anlamaz.Çamaşır- bulaşık makinesi, ütü, elektrik süpürgesi, bilumum araç-gereç, kap kacak yani evin tüm eşyaları demirbaş listelerine zorunlu kaydedilmiştir. Kişisel eşyalarını bile bulamayıp ellerine verilmesini istemelerinden geçtim, kendilerinin daha dün koydukları herhangi birşeyin nerede olduğunu da kadın bilmek zorundadır.Görmedim demek mazeret olarak kabul edilemez.
İş yeri,ek iş, ev işleri, çocukların bakımı derken sonunda kadın gizli antenlere sahip olur.O antenler sayesinde çoğu kez burnunu oynatınca bütün işler yoluna giriverir.Bu arada kitap-gazete okuyacak, tiyatroya gidecek zamanı bulamayan kadın tabiki televizyon ve benzerlerine uzaktan bakar.Bir kere yanlışlıkla televizyonun karşısına tek başına geçmiş olsun, kumanda denen o alete uzaydan gelmiş gibi bakar.Bir kumandayı bile kullanmayı bilmediği için horlanır.Oysa çocukları taşımak için otomobili, ''Başına bir iş gelir bizi çağırırsın'' numarasıyla dayatılan telefonu, işyerinde kullanma zorunluluğu olduğu için bilgisayarı gayet iyi çözmüştür.Bundan iyisi can sağlığı.Bilgisayar programcısı tamircisi olmasını gerektiren bir durum varsa da , kadın çoktan uyanmıştır.Öğrenmiştir '' Bu bozuk tamire götür'' demeyi yıllar önce.Yoksa bozuk elektrik süpürgesini akşama kadar yapacak, o gün aç kalacaklar, ertesi gün de evi temizleyecektir.Haa bu arada erkekler mi ne yapıyorlar? Ben bildim bileli tv karşısındalar.Tabi bir de bilgisayarı unutmamak gerek.Yeni çıkan ne varsa balıklama dalıp güzelim bilgisayarların canına okuyorlar.Her oturduğunuzda size ait bir program , sayfa iptal olmuş oluyor.Evet çok haklılar bir kumandayı bile kullanmaktan acizdir kadınlar.Teknoloji onların neyine gerek.
Ben ne mi yapıyorum?Kırk yaşına gelince demir yumruk olmuş kadınlarımızı gördüm Anadolu'da.Zaten ellisine varmadan, göçüp gidiyorlar. O zamanlar, bu kadar çok ezilen kadınlarımızın nasıl oluyor da sonradan bu hale geldiklerine bir anlam verememiştim.Baltanın topuzunu kaçırmamaya çalışıyorum.Çünkü çok iyi biliyorum ki her otorite muhalefeti doğurur, demokrasi daima en uygun çözümdür.Veee susma hakkımı fazlasıyla kullanıyorum.Neden mi?Çünkü insanların dikkat ve ilgisi, aynı şeyleri sürekli dinlediklerinde yok oluyor.Tabi ben de şu kumandayı hala çözemedim.Azimliyim, çözdüğümde evdeki diğer makinelerin kullanımını devredeceğim.
Not:Word de sorun var.Direk bu sayfaya, kontrol edemeden yazıyorum uzun süredir.Çözmeyi denemedim bile, nasılsa yakında göçer makine, bakımında sorun da düzelir.Yazım ve noktalama hataları için affınıza sığınıyorum.Sonuç olarak ben bir yazar değilim.Amatörce karalamalar bunlar.
Yorum (yok) Yorum yaz!
2/12/2009 ·
Son günlerde kafamda bir soru sürekli dönüp duruyor.Bir yazıya yorum yaparken aklıma çakıldı kaldı.''KURBAN ETTİKLERİMİZ''
Bir şeyler ya da birileri uğruna kurban ettiklerimiz...Var mı öyle birileri hayatlarınızda? Değdi mi peki? Değer miydi? İçtenlikle sorun kendinize.İhanet etmek ya da satmaktan bahsetmiyorum.İhanetin mazereti ya da affı olamaz.Çünkü sırtındaki bıçak izi iyileşmiş de olsa duruyordur.
Tabii ki önce bu soruyu kendime sordum.Kendimi yargılamada oldukça acımasızım ne yazık ki.Cevaptan hoşlandığımı söyleyemeyeceğim. Korkularım, ilkelerim, dostlarım ya da vefa adına kıydım birilerine.Çok özledim hala da özlüyorum onları.Beni bağışlamış da olsalar hiç birşey eskisi gibi olamıyor, bu mümkün değil zaten.Kime daha fazla acı çektirdim onlara mı , kendime mi bilmiyorum. Kimbilir belki de onlarla birlikte kendimi de kurban ettim.Çünkü bedel varsa herkes kendi payına düşeni hakettiğince ödüyor.
Yarım kalan her ne varsa bir kıyıda bekletirsin , bir gün belki diye...Ancak bu konu yarım kalsın istemiyorum.Karşılarına geçip, gözlerinin içine bakarak, utanarak ama yüreklice ; evet yaptım ama sebebi buydu, bağışlama beklemiyorum, benim için hala çok değerlisin, sadece bil diyebilmeyi o kadar çok istiyorumki...
Yorum (1) Yorum yaz!
18/11/2009 ·
Dev dalgalı karabasanlarla boğuştuğum gecenin sabahında yoldayım.Denizi ilk gördüğüm yerde kıyıya vuran dev dalgalardan ürpererek geri dönmeyi düşünüyor sonra bu saçmalığımdan utanarak dik oturmaya çalışıyorum.Koyları dolaşarak giden otobüste ilerlerken korkum yavaş yavaş azalıyor . Bir an önce işimin bitmesini ve çabucak sahile inebilmeyi istiyorum.
Hava beklemediğim bir hızla soğudu.İşimi yangından mal kaçırırcasına çabucak hallediverdim.Sabırsızlığım son haddinde.Bir yandan ince montuma sarılıp rüzgardan korunmaya çalışırken, gacırdayan eski tahta iskelede dalgaları savuşturmaya çalışarak ilerliyorum.Akşama doğru sular durulur , sakinleşir ancak henüz bir belirti yok.Karşımda ancak bir adam boyunda olabilecek bir sandalın içinde iki kişi ayakta balık tutmaya çalışıyor.Yo hayır mutlaka tutuyorlar, öyle meşgul ve kendilerinden eminler ki.Dalgaların üstünde ceviz kabuğu gibi oynayan bir sandalda değil de sağlam bir zemindelermiş gibi, hareketleri gelen hiç bir dalgadan etkilenmeden ahenkle sürüyor.Onlardaki bu güven kaygılarımı alıp götürüyor sanki. Babamın bir film kahramanı gibi dimdik dümende duruşu, dalgaların arasından bizi alıp götürüşü geliyor aklıma, gülümsüyorum.Evimdeyim... Düşüncelerim deniz kıyısında midye topladığım günlere kayıyor. Midyelerin ocağın kızgın ateşinde çıkardığı o coss sesini duyar gibi oluyorum. Geriye dönüp artık çok değişen evlere bakıyorum, güneşten kavrulmuş tanıdık bir yüz nasırlaşmış eller arıyorum.Dalgalar izin verdikçe güçlükle geçebildiğim köşebaşındaki bina tanıdık gülümsüyor sadece ama deniz artık ondan çok uzakta..Çınar altlarında ağ ören balıkçıların yerinde şimdi karşımda çevre düzenlemisinden bir haber kişilerce yapıldığı sabit dolgu yeşil alan uzanıyor sahil boyunca. O sıcak sevgiyle sarıp sarmalayan seslerin güveni silinmiş.Sızlanabileceğim bir omzun olmayışı bütün keyfimi kaçıyor, yürümekten vazgeçip son bir kez sandala bakıyorum.Bir fotoğraf daha asıyorum zihnime evimden.
Anlıyorum ki insan nerede olursa olsun bastığı yere hakimse, hiç bir dalga onu alaşağı edemez...
Yorum (yok) Yorum yaz!
13/11/2009 ·
Çok sevdiğin o cam vazoyu sana teslim ettiğimde , ''O artık senin'' demiştin bana. Gideceğini söyleyememiş, sezmemi beklemiştin...Sezdim evet, ama çok sonraları.Hiç birşey yapamadım , sadece bekledim gideceğin günü.Elimde cam vazo kalakaldım...Nereye koyacağımı bilemeden yerini değiştirdim sürekli.Kırılmasın diye; senin gözlerinle , yüreğinle baktım , bakıyorum içim ezilerek ... Bakarken mutlu oldum, üzüldüm , hatta endişelendim, çaresizce kıvrandım bazen. Ona güneşin vurduğu sabahları, aydınlık öğleleri, kederli akşamları anlattım sana gizlice .Duyabiliyor musun beni? Bir elim hep üzerinde toz değmesin diye , görebiliyor musun?
Bense denizlerimi, dalgalarımı kendilerine bırakacağım , işte ufuk gidin istediğiniz yere diyerek... Onlar fırtınalı havalarda ne kadar köpürseler de, birbirlerine sarılarak sakin koylarda dinlenmeyi iyi biliyorlar...
Yorum (yok) Yorum yaz!
8/11/2009 ·
Avucunda sımsıkı renkleri gizlemişti, küçük kız.Kara, kara bulutlar toplanmış ona bakıyorlardı.Aralarındaki konuşmanın gürültüsü çok rahatsız ediyordu ama kulaklarını kapatması için avuçlarını açması gerekiyordu.Ayaklarının tüm gücüyle koştu, koştu.Ağaçları ,ırmakları, denizleri geçti.Bitkin düştü ve son gücüyle haykırdı: ''Ne istiyorsunuz benden!'' Öyle gürledikler ki korkuyla büzüştü olduğu yerde.Onlara yardım eden rüzgar geçti önlerine ve ''Renklerini ver kurtul.'' dedi tıslarcasına..''Veremem'' dedi küçük kız ,''Onlar benim umudum''.Daha bir sıktı avuçlarını küçük kız.''Peki'' dedi rüzgar.''Bugün izne ayrılıyorum, dinlen biraz.Ama hayatın boyunca sadece benim izin günlerimin gelmesini bekleyeceğini unutma''... Ne zaman bir kız çocuğu görsem rüzgarın önünde koşan.''Ne zaman izne ayrılıyormuş , öğrenebildin mi?'' diye sormak geçiyor içimden.
Yorum (yok) Yorum yaz!
« Önceki ::